|
açık öğretim
-
Dersleri radyo, televizyon vb. araçlarla yayımlanan veya posta ile ilgililere ulaştırılan ve yükseköğretimde uygulanan eğitim.
-
Open university.
-
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı
Örnek:
Açık pencerenin önünde denize karşı saatlerce dertleştik. R. N. Güntekin
-
Engelsiz.
-
Örtüsüz, çıplak.
-
Boş.
-
Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal.
-
Aralığı çok.
-
Çalışır durumda olan
Örnek:
Bazı dükkânları açık olan caddeden sola saptılar. Ö. Seyfettin
-
Kolay anlaşılır, vazıh
Örnek:
Açık konuşma zamanının artık geldiğine kani idim. R. N. Güntekin
-
1. Gelirin gideri karşılamaması durumu. 2. bk. gedik
-
1) sarîh. 2 ) alenî.
-
Bk. açılma
-
Open. uncovered. wide-open. visible. apparent. obvious. bare. clear. unclouded. cloudless. definite. exposed. blank. aboveground. articulate. avowed. broad. candid. categorical. clean-cut. clear-cut. confessed. crystal. decided. declared. decollete.
-
Apparent. blunt. broad. clear. concrete. confessed. debit. decided. definite. demonstrable. distinct. evident. explicit. fine. forthright. graphic. intelligible. manifest. on. open. outstretched. overt. patent. picturesque. plain. shortage. shortfall. signal. specific. square. transparent. unequivocal. unreserved. vacant. weak.
-
On. open. deficit. offing. vacancy. uncovered. free. exposed to. vacant. unoccupied. blank. deficient. frank. clear. explicit. plain. distinct. light. indecent. obscene. saucy. frankly. closely. apparent. absolute assignment. bald. bare. bl.
-
Deficit
-
Çatlama.
-
Bir film çekiminde karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama.
-
Bir grupta, sıraların jimnastik alıştırmaları için dağınık düzene girmesi.
-
Açılmak işi.
-
Bir grupta, sıraların cimnastik alıştırmaları için dağınık düzene girmesi.
-
1. Bir çekimin karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama çeşidi. Kararmanın karşıtı. TV
-
Aynı sonucun televizyonda sağlananı.
-
Açma
-
1. fade-in (shot, light). 2. fade-up, fading up
-
Deployment.
-
Opening. fade-in. dehiscence çatlama.
-
Commentary. praphrasing. dissection. exposition. elucidation. explaining fully. confiding. deployment. development. fade in. fading in.
-
1. Aufblende, Aufblendung, Leuchtblendung, Einblendung, Eröffnungsblende. 2. weiche Einblendung, Aufblende, Aufblendung
-
Belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işi, tedris, tedrisat, talim
Örnek:
Ben bizzat bölükte ilköğretim hocalığı yaptım. F. R. Atay
-
Öğrenmeyi kolaylaştıracak etkinlikleri düzenleme, gereçleri sağlama ve kılavuzluk etme işi.
-
1- Belli bir amaca göre gereken şeyleri öğretme işi. 2- Bir eğitim kurumunda bir küme öğrenciye belli dal ya da konularda bilgi verme. 3- Öğrenmeyi kolaylaştıracak etkinlikleri düzenleme, gereçleri sağlama ve kılavuzluk etme eylemi.
-
Teaching. education. teaching. schooling. tuition. schoolteaching.
-
Education. instruction. schooling. teaching. tuition. schooling tedris. tedrisat. talim.
-
Education. instruction. schooling. training. teaching. tuition.
-
İnstruction, teaching
-
Öğretmenin öğrenciye belirli bir sürede verdiği bilgi
Örnek:
Mektepten kaçmıyor, bazı derslerden zevk alıp saatlerce çalıştığım oluyordu. S. F. Abasıyanık
-
Bu bilgi aktarımı için ayrılan süre.
-
Öğrencinin öğrenmek zorunda olduğu bilgi
Örnek:
Bir yakınlık kurmak için derslerini soracak oluyordu. N. Cumalı
-
Bir olayın bellekte bıraktığı öğretici iz, öğüt, ibret
Örnek:
En iyisi, kıyının verdiği şu ekoloji dersini uygulamak mı dersiniz? H. Taner
-
1- Öğrencilere bir konuyu anlatmak, bir sorunu açıklamak ya da birtakım becerileri kazandırmak için yapılan kısa süreli öğretim. 2- Öğretim süresince ve kimi durumlarda öğretmenin yaptığı açıklamalar, küme tartışmaları ve alıştırmalar yoluyle öğrenilen şey. 3- Belirli bir süre üzerinde çalışılan konu. 4- Öğrencilerin, öğrenmek durumunda bulundukları bilgi, beceri ve anlayışlar.
-
Lesson. lecture. class. morals. subject. object lesson. example. teaching. training.
-
Lesson. lecture. class. morals. subject. object lesson. example. teaching. training. period.
-
Class. course. lesson. warning. example. subject.
-
Lesson, subject
-
One in the eye
-
Elektrik dalgalarının özelliğinden yararlanarak seslerin iletilmesi sistemi.
-
Elektrik dalgalarıyla düzenli olarak yayın yapan istasyon ve bu istasyonun programlarını düzenlemekle görevli kuruluş.
-
Bu istasyonun yayınlarını alan araç
Örnek:
Kasabanın matemine hürmet olarak bu akşam radyo susturulmuştu. R. N. Güntekin
-
Elektriksel imleri, telsiz olarak yaymak amacıyla elektromıknatıs ışınımdan yararlanma.
-
Radio (broadcasting), broadcasting
-
Radio.
-
Radio. tuner. wireless.
-
Radio. wireless set. above- the-line-advertising. advertising medium. audience. console. continuity. broadcasting corporation. cut in. jingle. theme advertising.
-
Funk, Rundfunk, Radio
-
Radiodiffusion (sonore, visuelle), télégraphie sans fil, TSF, radio
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|