|
çevre alan kamaştırması
-
Bkz. dolaylı göz kamaşması.
dolaylı göz kamaşması (nedir)
-
Doğrultusu, görülmesi istenen şeyin doğrultusuyle (bakış doğrultusuyle) aynı olmayan bir nesnenin yarattığı gözkamaşması. bkz. göz kamaşması, dolaysız göz kamaşması. Fr.: éblouissement indirect Alm.: indirekte Blendung, (Umfeldblendung)
-
Indirect glare
-
Indirekte Blendung, (Umfeldblendung)
-
Bir şeyin yakını, dolayı, etraf
Örnek:
Büyük kentlerin çevreleri gecekondularla sarılmıştır. O. Rifat
-
Kişinin içinde bulunduğu toplumu oluşturan ortam
Örnek:
Her girdiği çevreye kişiliği ile birlikte olgun ve asil bir huzur havası getirirdi. H. Taner
-
Sırma işlemeli mendil
Örnek:
Geçen gün sandığı karıştırırken elime işlemeli çevreler geçti. M. Yesarî
-
Aynı konu ile ilgisi bulunan kimselerin tümü, muhit.
-
Bir kimse ile ilişkisi bulunanlar, muhit
Örnek:
Babanın ve çevresinin var güçleri ile destekledikleri düşünülebilir. H. Taner
-
Bir birimden önce veya sonra gelen aynı türden birimlerin tümü, bunların oluşturduğu küçük grup, kontekst.
-
Düzlem üzerindeki bir şekli sınırlayan çizgi.
-
Hayatın gelişmesinde etkili olan doğal, toplumsal, kültürel dış faktörlerin bütünlüğü.
-
Bk.çevre ülkeleri
-
Bir organizmanın ya da bir parçasının üzerinde etki yapan dış etkenler topluluğu.
-
Radius
-
Environmental. ecological. ambient. contour. surroundings. environment. premises. adjacencies. ambiance. ambience. purlieus. neighborhood. neighbourhood. vicinity. circumference. perimeter. atmosphere. ambit. circle. climate. compass. domain. entoura.
-
Ambience. atmosphere. circle. circuit. circumference. environment. medium. milieu. neighbourhood. perimeter. periphery. sphere. surroundings. vicinity.
-
Environment.
-
Environment
-
Milieu environnant, environnement
-
Düz, açık ve geniş yer, meydan, saha.
-
Orman içinde düz ve ağaçsız yer, düzlük, kayran.
-
Yüz ölçümü.
-
Bir çalışma çevresi
Örnek:
Sanat kapalı bir alan değildir; sanat eseri herkes için, bütün toplum için yaratılır. N. Ataç
-
İçinde birtakım kuvvet çizgilerinin yayılmış bulunduğu varsayılan uzay parçası.
-
Bir alıcı merceğinin net bir görüntü sağlayabildiği derinlik ve genişliğin bütünü.
-
Yarışmaların, karşılaşmaların ve oyunların yapıldığı yer, saha.
-
Eski Roma'da açık hava gösterisi yapılan geniş yer.
-
Bir özdeğin, bir mıknatısın ya da bir elektrik yükü'nün çevresinde uyarılan kendini kuvvet etkisi ile belli eden yönleçsel, doğabilimsel nicelik.
-
Çerçevenin en üst satırından en alt satırına kadar yatay taramanın tümü.
-
1. Açık, düz yer, meydan. 2. Ova, kır, çayır. 3. Ufuk. 4. Ülke alan, fetheden, fatih.
-
Field
-
Recipient. susceptive. space. area. range. field. arena. region. sphere. ambit. compass. domain. extent. maidan. pitch. reach. realm. scope. theater. theatre. tract.
-
Area. circus. compass. course. domain. extent. field. ground. land. pitch. place. range. realm. receiver. scope. space. sphere. square. tract. space. pitch saha. airfield. clearing kayran.
-
A wolfhound.
-
Area. field. space. open space. compass. court. domain. extent. open. plaza. range. reach. scope. sphere. spread. public square. sweep. tract.
-
Halbbild, Teilbild
-
Feld
-
Demi-image, trame
-
Champ
kamaştırma (nedir)
-
Kamaştırmak işi.
-
Dazzle.
-
Doğrudan doğruya olmayan, dolayısıyla olan, vasıtalı, bilvasıta.
-
Indirect. circuitous. mediate. constructive. oblique. remote. roundabout. secondhand.
-
Indirect. oblique. roundabout. tortuous. veiled.
-
Indirect. backhanded. circuitous. circular. inferential. mediate. roundabout. secondhand.
-
Görme organı.
-
Bazı deyimlerde, görme ve bakma.
-
İyi veya kötü nitelikler, tutkular, duygular anlatan bakış.
-
Bakış, görüş.
-
Suyun topraktan kaynadığı yer, kaynak
Örnek:
Asıl felaket bu pınara sırt çevirmek, bu pınarın gözlerine taş tıkamak değil de ne olurdu? T. Buğra
-
Delik, boşluk
Örnek:
Köprünün gözleri karış karış kazılmıştır. S. F. Abasıyanık
-
Çekmece.
-
Terazi kefesi.
-
Kartlar üzerinde açılan ve içerisine mikrofilm parçası geçirilen delik.
-
Görme organının, içinde dış dünyanın görüntüsünün oluştuğu ve bu görüntünün sinirsel uyarmalara dönüştüğü, başlangıç parçası.
-
1- Çok küçük budak. 2- Çekmece boşluğu.
-
Bk. çekmece
-
Bk. göz
-
Eye. optic. optical. ocular. orbital. ophthalmic. eye. orbit. orb. blinker. sight. cell. compartment. drawer. cubbyhole. cubby. cubicle. cuddy. eyehole. glim. optic. opto-.
-
Drawer. eye.
-
Drawer. eye. sight. seeing. attitude. way of behaving. spring. eye. division. part. the evil eye. bad luck caused by another's envy. love. friendship. esteem. bud. square. case. bin. source. orifice. bord. rack. pane. partition. pore.
-
Aperture
-
Eye
-
Auge
-
Oeil
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|