|
öz yönetim
-
Öğretim kuruluşlarında, öğrencilerin yönetmeliklere ve okul kurallarına göre söz ve karar sahibi olmaları ilkesine dayanan yönetim.
-
Bir kimsenin benliği, kendi manevi varlığı, iç, nefis, derun, varoluş karşıtı
Örnek:
Bütün gün genç kızlar ilahiler söylemişlerdi. Ç. Altan
-
"Kendine, kendi kendini" anlamlarında birleşik kelimeler türeten bir söz.
-
Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hülasa, zübde.
-
Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça.
-
Kendi, zat
Örnek:
Bir od düştü yanar tatlı özüme / Dünya zindan görünüyor gözüme. Karacaoğlan
-
Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde
Örnek:
Ortalıktaki krizi sebep gösteriyorlar ama asıl kriz şirketin kendi özünde. A. Gündüz
-
Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm.
-
Kan bağı ile bağlı olan, üvey olmayan
Örnek:
Çocuğun bu yalanı bir anda onu bana bir öz evlat sevgisiyle bağladı. R. N. Güntekin
-
İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı.
-
Dere, çay.
-
Sulak, verimli yer.
-
1- Varlığın aslını kuran şey; temelözellik. Karşıtı bk. ilinek. 2- Bir şeyin ne olduğu, nasıl olduğu olgusu; bir şeyi o şey yapan, öyle oluşunu sağlayan şey; bir varlığın yapısını kuran şey. Karşıtı bk. varoluş. 3- Kalıcı, değişmez olan, gelip geçici olmayan, her zaman var olmakta olan varlık. Karşıtı: Değişen, değişmekte olan varlıklar. 4- Bir şeyin bireysel ve gerçek olan kendineözgü biçimi; kendineözgü belirtisi. 5- Fizikötesinin konusu olarak: Kendinde varlık. Karşıtı bk. görüngü. 6- İç, çekirdek. Karşıtı: dış, kabuk.
-
Bkz.Özetçe,Öz.
-
Compact. compendious. full. genuine. german. own. whole. self. marrow. essence. cream. substance. kernel. extract. essential oil. extraction. quintessence. distillate. distillation. content. core. elixir. entity. epitome. gist. goodness. heartbeat. m.
-
Base. compendious. core. essence. essential. extract. gist. guarded. guts. kernel. marrow. meat. nucleus. pith. self. soul. spirit. substance.
-
Core. element. elementary. essence. heart. marrow. nucleus. self. substance. sum. abstract. summary. extract. plasma. medulla. pith. germ. syllabus. synopsis. category. kern. origin. digest. proper. specific. special. private. personal. privy. original. g.
-
Essence
-
Essence
-
Essentia
-
Yönetme işi, çekip çevirme, idare.
-
Dümen.
-
İdâre. ~ kurulu: idâre hey'eti. ~ töresi: idâre hukuku.
-
1. Bir filmin çevrilişinde tutulan yol. 2- Bir yönetmenin filmi gerçekleştirirkenki çalışmalarının tümü; bu çalışmaların kendine özgü niteliği. TV
-
Bir televizyon izlencesinin gerçekleştirilmesinde tutulan yol
-
Bir yönetmenin izlenceyi gerçekleştirirkenki çalışmalarının tümü; bu çalışmaların kendine özgü niteliği.
-
Direction
-
Executive. admin. administration. conduct. direction. governance. government. helm. management. rudder. ruling. steering.
-
Administration. command. control. direction. disposal. government. hand. management. regime. rule. control idare. manegement.
-
Administration. management. direction. government. oversight. regimen. rule. running. stewardship. superintendency. trusteeship.
-
1-2. Regie, Filmregie, Spielleitung, Inszenierung, 3-4. Regie, Fernsehregie, Bildführung
-
1-2. réalisation, mise en scène, 3-4. mise en scène, régie
-
Belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işi, tedris, tedrisat, talim
Örnek:
Ben bizzat bölükte ilköğretim hocalığı yaptım. F. R. Atay
-
Öğrenmeyi kolaylaştıracak etkinlikleri düzenleme, gereçleri sağlama ve kılavuzluk etme işi.
-
1- Belli bir amaca göre gereken şeyleri öğretme işi. 2- Bir eğitim kurumunda bir küme öğrenciye belli dal ya da konularda bilgi verme. 3- Öğrenmeyi kolaylaştıracak etkinlikleri düzenleme, gereçleri sağlama ve kılavuzluk etme eylemi.
-
Teaching. education. teaching. schooling. tuition. schoolteaching.
-
Education. instruction. schooling. teaching. tuition. schooling tedris. tedrisat. talim.
-
Education. instruction. schooling. training. teaching. tuition.
-
İnstruction, teaching
-
Okuyup yazmadan başlayarak en yüksek düzeyde bilim ve sanat bilgisi vermeye kadar, çeşitli derecede toplu olarak öğretimin yapıldığı yer, mektep
Örnek:
Daha gelir gelmez, ayağının tozu ile vilayet merkezinin okullarını gezdi. M. Ş. Esendal
-
Bir okuldaki öğrenci ve görevlilerin bütünü.
-
Ekol.
-
School. college. academy. shop.
-
School. chapel. chaplain. institute. thinking shop.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|