|
ödemek
-
Bir alışveriş ilişkisinde, borcu alacaklıya vermek, tediye etmek
Örnek:
Borç varsa benimkidir, onu ödemek ve teşekkür etmek lazım. R. H. Karay
-
Bir alışverişte alınan şeyin karşılığını alacaklıya vermek.
-
Bedelini vererek bir zararı karşılamak, tazmin etmek.
-
Bir iş, bir kuruluş harcanan, yatırılan parayı çıkartmak, itfa etmek.
-
Bir işin, bir görevin karşılığını vermek
Örnek:
Bir gece de onunla kal. Bize yaptıklarını ödemiş olursun. S. F. Abasıyanık
-
Bir şey karşısında fedakârlık etmek, bir şey elde etmek için özveride bulunmak.
-
Pay. settle. indemnify. repay. pay for. pay out. acquit. ante. ante up. atone for. clear. come across with. defray. disburse. discharge. domiciliate. fee. foot. fork out. fork over. fork up. give. pay in. quit. recoup. redeem. satisfy. shell out. spr.
-
Clear. meet. pay. recompense. reimburse. repay.
-
To pay. to pay for sth. defray. disburse. discharge. to pay for. fork out or up. pay in. pay off. pay out. pay up. to effect payment. repay. replace. return. satisfy. settle. stump up.
-
Domicil, domicile
-
Retire
-
Alım satım işi, muamele.
-
İlişki, münasebet
Örnek:
O bir defa bile görmemişti bu adamı. Bir alışverişi yoktu onunla. T. Buğra
-
Genellikle satın almak anlamında kullanılan, alıp satma işlemi.
-
Shopping. buying and selling. trading. deal. connection. dealing. traffic.
-
Dealings. shopping. trade. buying and selling. relations.
-
Business. commerce. trade. shopping. dealing. custom. trading. traffic.
-
Shopping
-
Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek
Örnek:
Okumadığım zaman tavukların bahçesindeyim, yemlerini ben veririm. Ö. Seyfettin
-
Bırakmak veya bağışlamak
Örnek:
Hırsımdan bazılarına bedava verdim, alın götürün, diye bağırdım. H. C. Yalçın
-
Ondan bilmek, atfetmek
-
Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına iletmek, bildirmek
-
Döndürmek, çevirmek, yöneltmek
Örnek:
Arabanın burnunu, en tenha kahvelerden birinin önünde, rıhtıma verdiler. A. İlhan
-
Herhangi bir duruma yol açmak
Örnek:
Kendilerine iyi bir çalışma fırsatı verdim. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Eğlenceli toplantı düzenlemek, konuk çağırıp ağırlamak.
-
Topluluk önünde sanatını göstermek, icra etmek.
-
Accord. allow. assign. bear. bestow. bring in. cede. come across with. confer. contribute. dedicate. deliver. deliver up. dispose of. distribute. donate. endow. extend. furnish. give. give away. give in. grant. hand. hand in. hand out. hand over. imp.
-
Administer. assign. attribute. award. bestow. cede. concede. consign. deal. devote. dispense. distribute. emit. extend. furnish. give. grant. impart. lend. pass. present. provide. supply. treat. vest. to give. to hand. to pass. to give sth away. to concede. to deliver. to give in. to hand sth in. to provide. to furnish. to dispense. to present. to yield. to bear. to afford. to apply. to bend. to donate. to bestow. to grant. to assign. to devote. to sel. to pay. to sell. to offer. to attribute. just.
-
To give sth to. to hand sth to. to bequeath / to leave sth to. to vie in marriage. to produce. to yield. to hold. to give. administer. afford. ascribe. attach. bestow. blossom. concede. confer. consign. dedicate. defray. deliv.
-
Bring
-
İnsert
-
Produce
-
Adjudge
-
Award
-
Adduce
-
Throw
-
Charter
-
Place
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|