|
öğretmen
-
Mesleği bilgi öğretmek olan kimse, muallim, muallime
Örnek:
Öğretmenimizin verdiği konuları manzum yazardım bazen. Y. Z. Ortaç
-
1- Resmî ya da özel bir eğitim kurumunda çocukların, gençlerin ya da yetişkinlerin istenilen öğrenme yaşantıları kazanmalarına kılavuzluk etmek ve yön vermekle görevlendirilmiş kimse. 2- Bilgi, görgü ve yaşantısı ile belli dal ve alanlarda başkalarının yetişme ve gelişmesine yardım eden kimse. 3-Öğretmenlik mesleğinin gerektirdiği öğrenimi bitirerek ya da yeterlikleri kazanaraköğretmenlik yapma yetkisini elde etmiş olan kimse.
-
Teacher. instructor. schoolteacher. master. mistress. dominie. indoctrinator. preceptor. schoolma'am. schoolmarm. schoolmaster. schoolmistress.
-
Teacher. instructor. schoolteacher. master. mistress. dominie. indoctrinator. preceptor. schoolma'am. schoolmarm. schoolmaster. schoolmistress. don. educationist.
-
Teacher. crammer. educator. instructor. preceptor. school master. schoolteacher.
-
Teacher, instructor
-
İnstructress
-
Preceptress
-
İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü, bili, malumat.
-
Öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek, malumat, vukuf
Örnek:
Babası, önce ona, Mazlume ve ailesi hakkında birçok bilgi vermişti. H. E. Adıvar
-
İnsan zekâsının çalışması sonucu ortaya çıkan düşünce ürünü, malumat, vukuf.
-
Genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavradığı temel düşünceler, malumat.
-
Bilim.
-
Kurallardan yararlanarak kişinin veriye yönelttiği anlam.
-
1. Bireylerin öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile çaba sarfederek elde ettiği olgular. 2. Bireylerin herhangi bir çaba sarfetmeksizin ulaştığı dışardan verilen olgular.
-
Doğanın nesne ve olayları üzerinde kuramsal ya da görgül yoldan öğrenilen şey.
-
1. Bir dizgenin, kendi durumunu bir im aracılığıyla başka bir dizgeye bildirmesinin nitel etkeni
-
Renkli televizyonda, parlaklık ve renkliliği belirleyen radyoelektrik imlerin nitel etkeni.
-
Öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek. 2. Bilim.
-
İnformation
-
Knowledge. learning. cognizance. information. info. data. know-how. acquaintance. conveyance. dope. inside dope. gen. gleanings. griff. griffin. intelligence. line. lore. notice. report. savvy. word. instructions.
-
Data. fact. information. knowledge. learning. lore. report. science. snippet. steer. word.
-
İnfo. information. knowledge. acquirements. cognizance. data. dope. griff. intelligence. ken. know. know- how. known. known- how. learning. lore. notion. report.
-
1. knowledge. 2. information
-
Information
-
Kenntnis
-
İnformation
-
Bir kimseye bir konuda bilgi ve beceri kazandırmak
Örnek:
Böyle görünmesini öğretmişler, sağlam bir terbiye almış. R. H. Karay
-
Yetenek kazandırmak.
-
Bilinmeyen bir konuda bilgi sahibi olmasını sağlamak
Örnek:
Bir şeyi bir adama öğretmek için öğretenle öğrenen arasında mutlaka ruhi bir yakınlık lazımdır. B. Felek
-
Teach. instruct. show. enlighten. indoctrinate. initiate. introduce. profess. school.
-
Drill. educate. indoctrinate. instil. instruct. school. teach.
-
To teach. enlighten. inculcate. instruct. introduce. process in. school. show. train.
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|