|
çok kısa dalga kuşakları
-
Bk. çok yüksek yinelenim kuşakları
çok yüksek yinelenim kuşakları (nedir ne demek)
-
Çok yüksek yinelenimlerin, televizyon yayını için bölündüğü kümeler. (Birinci ve üçüncü kuşaklar ÇYY'de yer alır).
-
Vhf bands
-
Ukw-Bänder, Ultrakurzwellenbereich
-
Bandes VHF
-
Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı
Örnek:
Bana matematik çok kolay geldi. F. R. Atay
-
Aşırı bir biçimde
Örnek:
Sanırım ki anamı daha çok severim. M. Ş. Esendal
-
Much. many. very. big. plenty. plentiful. good. fair. like hell. deadly. heavy. abounding. abundant. affluent. ample. countless. dead. exuberant. hearty. hell of. helluva. innumerable. lavish. multitudinous. numerous. piping. plenteous. precious. pro.
-
Much. many. very. big. plenty. plentiful. good. fair. like hell. deadly. heavy. abounding. abundant. affluent. ample. countless. dead. exuberant. hearty. hell of. helluva. innumerable. lavish. multitudinous. numerous. piping. plenteous. precious. pro. awfully. badly. considerably. copious. dearly. dreadfully. eminently. enormously. exceedingly. excess. extreme. extremely. far. full. greatly. hard. heartily. highly. hugely. immensely. jolly. large. lot. madly. manifold. most. multiple. myriad. positively. power. profoundly. profuse. rich. roaring. simply. so. soaking. sorely. stinking. substantially. such. terribly. terrifically. umpteen. uncommonly. unduly. unusually. vast. vastly. whacking. wildly.
-
Many. much. very. too. too much. too many. awfully. bountiful. copious. devilish. downright. dreadfully. galore. good. great. handsome. highly. infinite. large. lavish. like blazes. multitudinous. numerous. perfectly. plentiful. a power of. profuse. profu.
-
Boyu, uzunluğu az olan, uzun karşıtı.
-
Az süren, uzun olmayan
Örnek:
Türk milleti en kısa zaman içinde yeni harflerle okumaya, yazmaya başladı. E. İ. Benice
-
Ayrıntısı çok olmayan.
-
Kısa olan şey.
-
Kısaca, kısaltarak.
-
Short. brief. mini. curt. concise. capsule. compendious. flying. stumpy. succinct. summary.
-
Brief. bristle. compact. compendious. concise. little. short.
-
Short. succinct. blurb. brief. commatic. compendious. concise. curt. little. low. spare. succint. terse.
-
Deniz veya göl gibi geniş su yüzeylerinde genellikle rüzgâr, deprem vb.nin etkisiyle oluşan kıvrımlı hareket
Örnek:
Rıhtıma vuran dalgaların temposu da, içimdeki ölçüye uyuyor. H. Taner
-
Sıcak, soğuk, moda için belli bir süre etkili olan dönem.
-
Bir yüzeydeki kıvrım
Örnek:
Geniş dalgalarla uzanıp giden ovaların yüzünde ne bir köy görünüyor ne de ufacık olsun bir ağaç. M. Ş. Esendal
-
Saçların kıvrım genişliği.
-
Gizli iş, dalavere
Örnek:
Film çevirme dalgasıyla para kazanıyorlardı. S. F. Abasıyanık
-
Esrar, eroin vb. uyuşturucu maddelerin verdiği keyif durumu.
-
Dalgınlık.
-
Geçici sevgili.
-
Geniş su yüzeylerinde rüzgârla oluşan, sırt ve çukur bölümleriyle durgun su yüzünü pürüzlendirip bir salınım devinimiyle birbirini kovuşturarak ilerleyen dizilerden her biri.
-
Kendisini zamanca ve uzayca düzenli olarak yineleyen ve bir ortamda değişmeden hızla ilerleyen bir salınım katarı.
-
Bir ortamda ya da uzayda, parçacıkların esnek kıpırdanmalarına yol açan dönemsel olay ya da sıcaklık, basınç, elektromıknatıs alan gücü, elektrik gücü gibi fiziksel niceliklerde dönemsel değişiklik.
-
Yeğinliği, genliği yer ile zamana göre düzenli biçimde yinelenerek değişen işlev ya da nicelik.İng.: wave Fr.: onde Alm.: Welle,Schwingung Dgr.: Jap.hadô Fiziksel
-
Wave
-
Wave. undulation. crimp. sea. thingumabob. thingumajig. thingummy.
-
Beam. gadget. wave. undulation. trick. intrigue. jigger. affair. sweetie.
-
Wave. band. crimp. sea. swell. hidden catch. billow. surge. oscillation. undulation. jaw. corrugation. absent-mindedness. love affair. upsurge.
-
Welle
-
Onde
-
Vague
-
Bele sarılan uzun ve enli kumaş
Örnek:
Kuşağının arasından bir iri tütün tabakası çıkarıp bana uzattıktan sonra... Y. K. Karaosmanoğlu
-
Sağlamlığını artırmak için, bir şeyin çevresine geçirilen ağaçtan veya metalden bağ.
-
Yeryüzünde veya herhangi bir gök cisminde belli şartları sağlayan bölge.
-
Yeryüzünün kutuplar, kutup daireleri ve dönencelerle belirlenen beş bölümünden her biri, küre kuşağı.
-
Yaklaşık olarak aynı yıllarda doğmuş, aynı çağın şartlarını, dolayısıyla birbirine benzer sıkıntıları, kaderleri paylaşmış, benzer ödevlerle yükümlü olmuş kişilerin topluluğu.
-
Bir küre yüzeyi, paralel iki düzlemle kesildiğinde iki kesitin arasında kalan bölüm.
-
Henüz birleştirilmemiş ses ve görüntü taşıyan filmler.
-
Televizyonda programlar için ayrılmış özel zaman dilimi.
-
Bir izgenin iki sıklık değeri arasında kalan ışınım bölgesi.
Warning: eregi_replace() [function.eregi-replace]: REG_EPAREN in /var/www/nedir/inc-fonksiyonlar.php on line 927
-
(Lat.
-
1. Boş film yapımında kullanılan, üzeri duyarkatla örtülü, çok geniş bir tabandan film boylarına göre istenilen ende kesilmiş parçalardan her biri
-
Bir filmin, boşfilmden dolu filme kadarki bütün çeşitlerini anlatır genel terim
-
Henüz birleştirilmemiş ses ve görüntü taşıyan filmler
Warning: eregi_replace() [function.eregi-replace]: REG_EPAREN in /var/www/nedir/inc-fonksiyonlar.php on line 927
-
(Kötü
-
Track, strip, band
-
Sash.
-
Band. belt. generation. girdle. sash. waistband. zone. diagonal beam. brace. track. generation nesil.
-
Belt. generation. sash. reinforcing band. strap. brace of wood or steel. generation of people born during the same period. brace. cincture. collar. girdle. parentage. zone.
-
Generation
-
Band
-
Band, Filmband, Filmstreifen, Zelluloidstreifen, Spur
-
Band
-
Bande
-
Génération
-
Generatio, generare
-
Altı ile üstü arasındaki uzaklık çok olan
Örnek:
... mekik dokuduğu yüksek bez tezgâhından kalktı. Ö. Seyfettin
-
Belirli bir yere göre daha yukarıda bulunan
Örnek:
İri kanatları ile bir kaşıkçı kuşu çok yükseklerde tur atıyor. H. Taner
-
Güçlü, etkili, şiddetli.
-
Derece veya makamı bakımından üstün.
-
Normal değerlerin üstünde olan, çok
Örnek:
Türk milletinin karakteri yüksektir. Atatürk
-
Erdemli, faziletli.
-
Toplum içinde para, ün vb. bakımından üstünlüğü olan.
-
Yukarıda, üst tarafta olan yer
Örnek:
Yüksekten avluya açılmış iki pencereden aydınlık alıyordu. M. Ş. Esendal
-
Elevated. exalted. high. highrise. lofty. loud. spheric. stately. superior. tall. acro-. hyper-. above. over.
-
Dominant. eminent. grand. high. lofty. noble. precipitous. rarefied. superior. tall.
-
High. eminent. great. high- level. lofty. moor. noble.
-
1. Bir dalga deviniminin zaman birimindeki çevrim, salınım ya da titreşim sayısı; (genellikle bu zaman birimi saniye olarak alındığından) saniyedeki çevrim, salınım ya da titreşim sayısı. (Bu çevrim, salınım ya da titreşimler, dönem adı verilen eşit zaman aralıklarıyla yinelenme özelliği taşırlar. Saniyedeki dönem sayısı,yinelenimdir.yinelenimin SI birimi hertz'dir)
-
Bir dalga deviniminde, bu dalganın yayılma hızının, dalganın uzunluğuna bölünmesine eşit sayı
-
Ses dalgasında, bu dalgayı oluşturan titreşimlerin saniyedeki sayısı.
-
Frequency
-
Frequenz
-
Fréquence
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|