|
çenesi kuvvetli
-
Kolay ve etkili söz söylemekten yorulmayan (kimse)
Örnek:
Çenesi de o kadar kuvvetli ki kayığın kıçında o hâli ile hiç durmadan boyuna kadın taklidi yapıyor... O. C. Kaygılı
-
Great talker.
-
Omurgalılarda kemik veya kıkırdak ile desteklenen, altlı üstlü dişleri taşıyan ve ağzın açılıp kapanmasını sağlayan parça
Örnek:
Çenesinin, başının bütün iskeleti peksimeti çiğnedikçe daha açık olarak meydana çıkıyordu. H. E. Adıvar
-
Mengene, kerpeten vb. araçların eşyayı sıkıştıran karşılıklı iki parçasından her biri.
-
Çok konuşma huyu, gevezelik.
-
Köşe.
-
Omurgasız hayvanlarda buna benzeyen yapı.
-
1. Omurgalılarda kemik ya da kıkırdak ile desteklenen, dişleri taşıyan ve ağzın açılıp kapanmasını sağlayan yapı. 2. Omurgasızlarda bu görevi taşıyan benzer yapı.
-
Chitchat. chin. chinwag. jaw. eloquence. chap. chop. gab. jowl. mandible.
-
Chin. jaw. jowl.
-
Chin. jaw. lug. cheek. boss. ruff. deflector. lobe. gab. dog. bit. beard. backstop. cam. gripe. tab. claw. heel. finger. tumbler. guide. tripped. strut. chap. chop. circle.
-
Jaw
-
Glass jaw
-
Kiefer
-
Mâchoire
-
Gücü çok olan, zorlu, şiddetli
Örnek:
Güneşin en yüksek, rüzgârın en kuvvetli olduğu an kavga azıyor. H. E. Adıvar
-
Sağlam, dayanıklı olan
-
Görevini iyi yapan, keskin.
-
Çok etkileyici
-
Saygın, nüfuzlu.
-
Üstün.
-
Etkili
-
Strong. powerful. vigorous. energetic. hearty. healty. forceful. mighty. doughty. heady. intense. lusty. muscular. potent. robust. rugged. sappy. sinewed. sinewy. sound. stalwart. stout. swinging. virile. virulent. powered.
-
Acute. beefy. hard. massive. mighty. potent. stern. stiff. stout. strong. sturdy. powerful. forceful. potent güçlü.
-
Powerful. strong. acute. doughty. energetic. forceful. forcible. hearty. heavy. humming. intense. jungle- juice. potent. punchy. rugged. smart. stout. tenacious. tough. vigorous. violent. vivid.
-
Retentive, tenacious
-
Fiziksel güç, takat
Örnek:
Bu kadar cesur bir hamleye yetecek kuvvetim yok. Y. Z. Ortaç
-
Güç
-
Şiddet, zor, cebir.
-
Yetke, erk, nüfuz.
-
Dayanıklı olma durumu, tahammül, mukavemet.
-
Bir ülkenin savaşçı silahlı kuruluşları veya gücü
-
Durgunluğu harekete veya hareketi durgun bir duruma çeviren etken, direnci kıran veya direnç doğuran özellik.
-
Bir niceliğin kendisi ile çarpılarak yükseltildiği derecelerden her biri: 2x2x2=23 denkleminde, 3 sayısı 2'nin kuvvetini gösterir.
-
Bir cismin durgunluk ya da devinim durumunu değiştirebilen yönleçsel nitelikli etki. anlamdaş gürelik.
-
Bir cismin durgunluk ya da devinim durumunu değiştirebilen yönleçsel nitelikli etki. anlamdaş gürelik.
-
Bk. güç
-
Bir cismin durma ya da devinim durumunu değiştiren dış etken. (SI birimi newton'dur).
-
Force
-
Power. force. strength. energy. vigor. vigour. potency. might. beef. command. dint. lustiness. main. pith. punch. robustness. sinew. stamina. vinegar. vis. zing. thews.
-
Action. force. might. muscle. pep. power. steam. strength. vigour. might güç.
-
Force. power. strength. vigor. power. action. command. drive. emphasis. energy. fibre. function. go. heart. imperium. iron. might. nerve. pep. potency. punch. snap. stamina. steam. substance. vigour. vim. virtue. zap.
-
Kraft
-
Force
-
Ağır ve yorucu emekle yapılan, müşkül.
-
Yapılması zor, çetin, kolay karşıtı
Örnek:
Değiştirmedim ben düşüncemi. Güçtür şiir söylemek, nesir yazmaktan çok güçtür. N. Ataç
-
Zorlukla
Örnek:
Kendini yatağa güç atmış ve sızıp kalmıştı. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Fizik, düşünce ve ahlak yönünden bir etki yapabilme veya bir etkiye direnebilme yeteneği, kuvvet.
-
Bir olaya yol açan her türlü hareket, kuvvet, takat.
-
Sınırsız, mutlak nitelik.
-
Büyük etkinliği ve önemi olan nitelik.
-
Bir cihazın, bir mekanizmanın iş yapabilme niteliği.
-
Siyasi, ekonomik, askerî vb. bakımlardan etki ve önemi büyük olan devlet.
-
Bir ulus, bir ordu vb.nin ekonomik, endüstriyel ve askerî potansiyeli.
-
Bir toprağın verimlilik yeteneği.
-
1- İş yapma hızı; birim zamanda yapılan iş. 2- Görsel bir aygıtın ayrıntıları seçme yeteneği.
-
1-Fiziksel, düşüncel ve ahlaksal bir etki yapabilme ya da bir etkiye direnebilme yeteneği, a. Ağır bir cismi kımıldatabilme yeteneği: kas gücü. b. Etki vegüçlülük ilkesi: karakter gücü, direnme gücü, düşünce gücü, bir kanıtın gücü (idée force = kımıldatıcı, yöneticigüç). 2- Fizik-ötesi kavramı olarak: a. İtme ve çarpmada dıştan mekanik etki yapan şey; b. Bireylerde türlü biçimlerde ortaya çıkan itici, etki yapıcı ve biçimlendirici olan şey. (Leibniz'de temel etkinlik ilkesi; Herder ve Nietzsche'de de temel kavram.) 3- Bir şeyin yapılmasını tüzeyle, anlaşmayla değil de, baskı yoluyle sağlayan etkinlik. (Ör. Güce dayalı devlet.)
-
1. Birim zamana düşen iş birimleriyle ölçülen iş yapma oranı
-
Vatla ölçülen iş yapma oranı; elektrik gücü (1 vatlık birgüç, saniyede 1 jul iş yapar).
-
Birim zamanda yapılan işin niceliği ile ölçülen iş yapabilme yeteneği.
-
1. Yorucu, emekle yapılan. 2. Zor, çetin. 3. Şiddet. 4. İş, meşguliyet. 5. Kuvvet.
-
1. power, 2. electric power
-
Difficult. hard. arduous. baffling. tricksy. strength. power. force. energy. ability. capability. capacity. arm. clout. clutch. command. control. dominance. forcefulness. intensity. iron. might. pep. pith. potency. potential. punch. rod. sinew. spiri.
-
Ability. arduous. arm. ascendance. austere. difficult. effort. energy. exacting. force. hard. heavy. impossible. laborious. might. muscle. onerous. pep. potency. potential. power. punch. push. rough. sap. sinew. stamina. steam. sticky. stiff. strength. strenuous. tough. troublesome. vigour. zip.
-
Power. impulse. proficiency. influence. rating. task. delivery job. heavy duty. ability. arduous. arm. capability. capacity. competence. difficult. effort. energy. faculty. force. hard. impetus. lift. might. painful. parlous. pith. potency. severe. solidi.
-
Power
-
1. Leistung, 2. Kraftstrom
-
Leistung
-
1. puissance, 2. puissance (électrique)
-
Force
-
Puissance
-
Fortitudo
-
Sıkıntı çekmeden, yorulmadan yapılabilen, emeksiz, zahmetsiz, güç ve zor karşıtı
Örnek:
Cebimde mevcut paradan bu kadar bir şey buna tahsis etmek pek kolaydı. H. Z. Uşaklıgil
-
Kolaylık.
-
Kolayca, sıkıntısız bir biçimde, basit
-
Easy. simple. smooth. unlaboured. effortless. uncomplicated. ready. open-and-shut. cushy. downhill. facile. flowing. straightforward. sweet.
-
Cheap. cushy. downhill. easy. elementary. facile. ready. soft. easy way of doing sth.
-
Easy. simple. easily. effortless. facile. jammy. smooth. straight up and down. walk in.
-
Etkisi olan, tesirli, müessir
Örnek:
Hayli etkili bir yer altı çalışması yapılıyormuş. A. İlhan
-
Effective. influential. efficient. forceful. powerful. penetrative. penetrating. commanding. effectual. efficacious. hefty. moving. operative. poignant. potent. swinging. telling. trenchant. forcible.
-
Drastic. effective. effectual. efficacious. forceful. forcible. hefty. influential. operative. potent. powerful. pronounced. strenuous. telling.
-
Effective.
-
Sovereign
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|