|
çekirdek açık önerme
-
(
) . || Krş.. birliçekirdek açık önerme.
-
Etli meyvelerin içinde bir veya birden çok bulunan, çoğu sert bir kabukla kaplı tohum.
-
Yenmek için satılan kabak veya ayçiçeği tohumu
Örnek:
Şimdi bir sinemada kabak çekirdeği yiyorlar. S. F. Abasıyanık
-
Ağaçlarda soyulmayan bölüm.
-
Bir hücrenin merkezini oluşturan cisimcik.
-
Atom çekirdeği.
-
Bir şeyin temelini oluşturan, öz, nüve.
-
Kuyumculukta kullanılan ve 5 cgr'a eşit olan ağırlık ölçüsü.
-
Ökaryot hücrelerde bir veya daha fazla sayıda bulunan kalıtım materyali olan DNA ile çeşitli organik ve inorganik maddeler kapsayan çift zarla çevrelenerek sitoplazmadan ayrılmış olan hücre organeli, nükleus.İng.: nucleus Biyo
-
Seed. pit. kernel. stone. nucleus. core. core memory. cystoblast. hard core. hard pan.
-
Bean. core. kernel. nucleus.
-
Kernel. nucleus. core. seed. pip. stone (fruit. nuclear. grain. kern. cob.
-
Stone
-
Nucleus
-
Kern
-
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı
Örnek:
Açık pencerenin önünde denize karşı saatlerce dertleştik. R. N. Güntekin
-
Engelsiz.
-
Örtüsüz, çıplak.
-
Boş.
-
Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal.
-
Aralığı çok.
-
Çalışır durumda olan
Örnek:
Bazı dükkânları açık olan caddeden sola saptılar. Ö. Seyfettin
-
Kolay anlaşılır, vazıh
Örnek:
Açık konuşma zamanının artık geldiğine kani idim. R. N. Güntekin
-
1. Gelirin gideri karşılamaması durumu. 2. bk. gedik
-
1) sarîh. 2 ) alenî.
-
Bk. açılma
-
Open. uncovered. wide-open. visible. apparent. obvious. bare. clear. unclouded. cloudless. definite. exposed. blank. aboveground. articulate. avowed. broad. candid. categorical. clean-cut. clear-cut. confessed. crystal. decided. declared. decollete.
-
Apparent. blunt. broad. clear. concrete. confessed. debit. decided. definite. demonstrable. distinct. evident. explicit. fine. forthright. graphic. intelligible. manifest. on. open. outstretched. overt. patent. picturesque. plain. shortage. shortfall. signal. specific. square. transparent. unequivocal. unreserved. vacant. weak.
-
On. open. deficit. offing. vacancy. uncovered. free. exposed to. vacant. unoccupied. blank. deficient. frank. clear. explicit. plain. distinct. light. indecent. obscene. saucy. frankly. closely. apparent. absolute assignment. bald. bare. bl.
-
Deficit
-
Çatlama.
-
Bir film çekiminde karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama.
-
Bir grupta, sıraların jimnastik alıştırmaları için dağınık düzene girmesi.
-
Açılmak işi.
-
Bir grupta, sıraların cimnastik alıştırmaları için dağınık düzene girmesi.
-
1. Bir çekimin karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama çeşidi. Kararmanın karşıtı. TV
-
Aynı sonucun televizyonda sağlananı.
-
Açma
-
1. fade-in (shot, light). 2. fade-up, fading up
-
Deployment.
-
Opening. fade-in. dehiscence çatlama.
-
Commentary. praphrasing. dissection. exposition. elucidation. explaining fully. confiding. deployment. development. fade in. fading in.
-
1. Aufblende, Aufblendung, Leuchtblendung, Einblendung, Eröffnungsblende. 2. weiche Einblendung, Aufblende, Aufblendung
-
Kabul edilmesi için öne sürülen düşünce, teklif.
-
Bir savı öne süren veya bir durumu dile getiren cümle, belli bir yorumda belli bir doğruluk değeri kazanan düzgün deyim, kaziye.
-
Önermek işi.
-
Bir yargı içeren, doğru ya da yanlış olabilen sav.
-
(Klasik mantıkta).-5- Yargının sözlerle dile gelişi; doğru ya da yanlış olabilen bir anlatım. // Modern mantıkçılar doğru ya da yanlış olabilen anlatım yanında belirsiz kalan bir anlatım da bulunduğuna dikkati çekmişlerdir.önerme mantıksal terim olarak temel anlamını modern mantıkta kazanmıştır. B. Russellönermeden "İlk planda bir şeyi ya doğru olarak ya da yanlış olarak dile getiren sözler kuruluşu."nu anlar; örneğin: 2x2=4 de 2x2=5 de birerönermedir; "Sokrates bir insandır." "Sokrates bir insan değildir." de birerönermedirler; önemli olanönermedenönerme görevini ayırmaktır.önerme görevi bir anlatımda bu anlatımı kuran bir ya da daha çok belirsiz parçayı, bu parçalara değer yüklendiğinde birönerme kılacak olan anlatımdır. Ör. "X bir insandır." X belirsiz kaldığı sürece buönerme ne doğrudur ne yanlış; X e bir değer verilirse bundan doğru ya da yanlış birönerme çıkar.
-
1- Bir savı öne süren ya da bir durumu dile getiren (genellikle bildiri kipinde olan) bir tümce; belli bir yorumda belli bir doğruluk değeri kazanan düzgün deyim. || Bir önermenin kaplamı kendi doğruluk değeri, içlemi de öne sürdüğü sav ya da dile getirdiği durumdur. Dizimsel türü: p. Anl. bildirsel tümce, kapalı tamdeyim, kapalıönerme, sıfırlı yüklem, sıfırlı tamdeyim. Krş.. çekirdekönerme, yalınçönerme, bileşikönerme, tekilönerme, genelönerme, doğruönerme, yanlışönerme, geçerliönerme, tutarlı önerme. 2- Önesürüş. 3- Sav ya da durum.
-
Suggestion. proposal. proposition. thesis. vote.
-
Proposition. theorem. proposing. suggesting.
-
Proposing. suggesting. proposition. premise. hypothesis. postulate. proffer. question. representation. resolution. suggestion.
-
Proposition
-
1. sentence, 2. statement, 3. proposition
-
Antrag
-
Proposition
-
énoncé,proposition
-
Propositio
-
İçinde et bulunan.
-
Eti çok olan.
-
Dolgun, kalın
Örnek:
... aşağıya sarkan kalın, etli, ıslak dudakları vardı. Y. K. Karaosmanoğlu
-
Yenecek kısmı çok olan (meyve).
-
Fleshy.
-
Fleshy. plump. made with meat. pulpy. containing meat. meaty.
-
Fleshy. meaty. paella.
-
İnsanlarda, hayvanlarda deri ile kemik arasındaki kas ve yağdan oluşan tabaka.
-
Kasaplık hayvanlardan sağlanan kaslardan oluşmuş besin maddesi
Örnek:
Bu, kurumuş pastırma renginde bir et parçası idi. H. Taner
-
Ten.
-
Meyvelerde çekirdekle deri arasındaki bölüm.
-
Meat. flesh. pulp. beef.
-
Flesh. meat. fleshy part of fruit.
-
A noun suffix with a diminutive force; as in baronet, pocket, facet, floweret, latchet.
-
Flesh. meat. fleshy part of fruit. pulp. cross- over store.
-
Endotracheal Tube.
-
CPS's fuse link designed for use on a 38kV distribution system The ET fuse link exhibits the same time current characteristics as the T link.
-
The two-character ISO 3166 country code for ETHIOPIA.
-
Educational Technology.
-
Exchange termination.
-
Equivalent Training. a past tense of eat OF - coming from YO - used to call attention.
-
Fuse link designed for use on a 38kV distribution system The ET fuse link exhibits the same time current characteristics as the T link. Eagle Technologies. an extraterrestrial being; alien. and - both.
-
Event table; describes all events appearing in a business model.
-
Exchange Termination is the ISDN Exchange where Layer 2 information will be terminated. embedded training. endotrachial tube.
-
EvapoTranspiration - This is a measure of the amount of moisture lost from the ground during the day The moisture is lost in two ways, by direct Evaporation from the ground, and byTranspiration from leaves. [Latin] and. and, both.
-
Employment Tribunal.
-
Enemy Tank -. And, in Latin and French.
-
Estimated Time.
-
Student transferred from another grade within the same school.
-
Error Throwing. environmental test.
-
Suff. cik: -cik
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|