|
çekim sayısı
-
Çekimlerin, çevirim senaryosunda sıralanırken aldıkları sayı.
-
Number (of shot), shot number, slate number
-
Szennennummer, Einstellungsnummer
-
Numéro (du plan)
-
Çekme işi.
-
Fiillerin çeşitli zaman, kişi ve kiplere, isimlerin de isim hâllerine göre uğradıkları değişiklikler, tasrif.
-
Herhangi bir cismin, başka bir cismi kendine doğru çekme gücü, cazibe.
-
Alıcının sürekli olarak çalıştırılmasıyla elde edilen film parçası, plan.
-
Eylem veya ad soylu sözcüğe kişi kavramı vermek için, eklerin getirilmesi (bk. adçekimi, eylemçekimi) .
-
Nesnelerin ağınımsal, elektriksel ve mıknatıssal nitelikli kuvvetlerle birbirlerini çekmeleri.
-
1. Alıcının sürekli olarak bir kez çalıştırılmasıyla elde edilen film parçası
-
Çevirim oyunluğunda, alıcının sürekli olarak bir kez çalıştırılmasıyla elde edilecek olan, her biri ayrı bir sayıyla belirtilen bölüm
-
Alıcının bir kez çalıştırılması sırasında alıcı açısı, alıcı görüş noktası, alıcı ile çevrilen görünçlük arasındaki uzaklık, mercek çeşidi, vb. etkenlere göre başka başka özellikler gösteren görüntülerin tümü. (Bu son durumda görüntüler gerek çerçeve içinde kapladıkları yer, gerek görüş açısı ve noktası, gerekse çevirim sırasında alıcının devinimiyle değişik özellikler kazanır ki, bunların her biri özel bir terimle belirtilir). TV
-
Televizyon yayınında, sinemadakiçekimin özelliklerine karşılık olan durumlar.
-
Bk. çevirim
-
Shot, take
-
Flexional. gravitational. attraction. pull. gravity. force of gravity. gravitation. shot. shooting. filming. inflection. inflexion. conjugation. declension. draw. shoot.
-
Affinity. appeal. lure. attraction. inflection. declination. conjugation. shot. take.
-
Attraction. shot. take. graceful appearance. act of drawing. inflection. draft. gravity.
-
Attraction
-
Aufnahme, Einstellung, Szene, "Take"
-
Anziehung
-
Plan
-
Attraction
-
Çevirme işi.
-
Filmi elde etmek üzere alıcının çalıştırılması, duyar katın üzerinde gizli görüntülerin belirmesi.
-
Sinema filmi elde etmek üzere alıcının çalıştırılması, duyar katın üzerinde gizli görüntülerin belirmesi.
-
1. Sinema filmini gerçekleştirmek üzere alıcının çalıştırılarak duyarkatın üzerine gizli görüntülerin saptanması
-
Alıcının çalıştırılmasına bağlı olarak yapılan işlerin tümü
-
(Genel
-
Filming, shooting, film shooting, camera shooting, take, taking, recording
-
Shooting. filming. taking. development of a film.
-
Filming. development of a film.
-
Aufnahme, Filmaufnahme, Kameraaufnahme, Bildaufnahme, Dreh, Dreharbeiten
-
Tournage, prise (de vues), prise de vues cinématographique, filmage
-
Sayma, ölçme, tartma vb. işlerin sonunda bulunan birimlerin kaç olduğunu bildiren söz, adet.
-
Gazete ve dergi vb. sürekli yayınların bir bütün oluşturan, değişik tarih, numara taşıyan baskılarından her biri, nüsha.
-
Bir spor karşılaşmasında karşılaşanlardan her birinin başarı derecesini tespit eden nicelik.
-
Basketbol oyununda topun sepete girmesiyle ulaşılan sonuç. Bu giriş, oyun sırasında olursa 2, serbest atıştan yapılmışsa 1 olarak kabul edilir. Oyun süresi içinde en çoksayı yapan takım yenmişsayılır.
-
Numerary. number. numeral. quantity. count. figure. score. issue. basket. button. cage. conversion. goal. point.
-
Basket. copy. count. figure. issue. number. numeral. score. volume.
-
Number. digit. count. figure. point. tale.
-
Goal
-
Score
-
Topun, kurallara uygun bir vuruşla bütünü ile kale direkleri ve kale çizgisi arasında kalan alandan geçmesi durumu.
-
Düz, ince, yassı taş
Örnek:
Yağmur yağar da ışılaşır sayları / Eli göçmüş de bozulaşır daylağı Halk türküsü
-
Çalışma, emek.
-
Hac ibadeti sırasında Safa ile Merve tepeleri arasında gidip gelme.
-
1. Düz, tabaka biçiminde, ince yassı taş. 2. İri, büyük kaya. 3. Arkadaş 4. Su kaynağı. 5. Elçi.
-
Deem.
-
Saw.
-
Trial by sample; assay; sample; specimen; smack.
-
Tried quality; temper; proof.
-
Essay; trial; attempt.
-
To try; to assay.
-
A kind of silk or satin.
-
A delicate kind of serge, or woolen cloth.
-
To utter or express in words; to tell; to speak; to declare; as, he said many wise things.
-
To repeat; to rehearse; to recite; to pronounce; as, to say a lesson.
-
To announce as a decision or opinion; to state positively; to assert; hence, to form an opinion upon; to be sure about; to be determined in mind as to.
-
To mention or suggest as an estimate, hypothesis, or approximation; hence, to suppose; in the imperative, followed sometimes by the subjunctive; as, he had, say fifty thousand dollars; the fox had run, say ten miles.
-
To speak; to express an opinion; to make answer; to reply.
-
Work. effort.
-
Instead of.
-
Söylemek, demek, etmek (dua), okumak (dua), bildirmek, tekrarlamak, farzetmek, varsaymak
-
Demek, söylemek
-
Tekrarlamak, ezbere söylemek
-
Denilen şey, söz
-
Söz sırası
-
Hemen hemen, aşağı yukarı
-
Mesela
-
B.D.,Dili Hey, bana bak ! to say nothing of göz önüne almadan
-
Saymak
-
Hesap etmek
-
Numara koymak
-
İhtiva etmek
-
Sayısını sınırlandırmak
-
Sayı, adet, numara, rakam
-
Çokluk
-
Gram bir kelimenin tekil veya çoğul olmasına göre hali
-
Müzik parçası
-
Saymak, numaralamak, hesaplamak, katmak, sayı saymak, içermek, katılmak, yaşında olmak
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|