|
çıkar kümesi
-
Belirli bir özlem, ilgi ya da istek yöresinde oluşan bir toplumsal küme.
-
İnterest group
-
Groupe d'intérêt
-
Dolaylı bir biçimde elde edilen kazanç, menfaat, yarar
Örnek:
Kimse siyasi ve kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. Anayasa
-
Menfaat.
-
Profit. benefit. interest. advantage. self. capital. expedience. expediency. grist to the mill. number one. stake.
-
Advantage. benefit. convenience. expediency. gain. good. interest. profit. stake. self-interest. self-seeking.
-
Advantage. interest. profit. benefit. vail.
-
[Küme] [küme] n. heap, pile, mass, cluster, group, tuft, conglomerate, league, aggregate, aggregation, bank, clamp, cloud, clump, conglomeration, family, stack, congeries, division
-
Tümsek biçimindeki yığın.
-
Birbirine benzer veya aynı cinsten olan şeylerin oluşturduğu bütün, takım, öbek, grup
Örnek:
Tarla kuşları Mustafa'nın sabanı altından yeni kurtulmuş olan kaba çığır üzerine kümeyle konarak buldukları tohumlara gaga çalmakta idiler. N. Nâzım
-
Tomar.
-
Bir sınıfta öğrencilerin, belli bir eğitim ve öğretim amacıyla bir süre için oluşturdukları takım veya öbek.
-
Takımların durum ve nitelikleri göz önünde bulundurularak belli sayıdaki takımdan oluşturulan topluluk, lig.
-
Koşularda, kendiliğinden oluşan yarışçı gruplarının her biri.
-
Aynı yapıdaki öğelerden oluşan topluluk.
-
Heap. pile. mass. cluster. group. tuft. conglomerate. league. aggregate. aggregation. bank. clamp. cloud. clump. conglomeration. family. stack. congeries.
-
Bank. batch. cloud. clump. cluster. conglomerate. crop. group. heap. lump. mass. pile. troop. tuft. flock. clump. bank. league. set.
-
Cluster.
-
League
-
Set
-
Menge, Satz
-
Ensemble
-
Takımların durum ve nitelikleri göz önünde bulundurularak Ayaktopu Birliğince belli sayıdaki takımdan oluşturulan topluluk.
-
Açık ve kesin olarak sınırlanmış veya kararlaştırılmış olan, muayyen
Örnek:
Öteki arkadaşımız da belirli saatte nöbetinin başında olacaktı. E. Bener
-
Specific. certain. particular. stated. clear. definite. definitive. determinate. precise. set.
-
Certain. definite. given. particular. set. specific. determined.
-
Specific. determined. designated. definite. determinate. fixed. given. particular. stated. very.
-
[Belirmek] [belirmek] v. appear, become clear; dawn
reklamlar
Bunları Kaçırmayın
- BİS, bir sözün içinde geçtiği başka sözler bulmak için üretilmiş bir araçtır, özellikle birden çok sözden oluşan çeşitli terim ve deyimleri bulmaya yarar. (BİS Kelime Türetmece)
- Belirli harflerini bildiğiniz kelimeleri bulabilirsiniz. (Bulmaca Yardımcısı)
- Başka dil araçlarına bakın. (Türkçe Dil Araçları)
|